Reklam Pazarlama Çözümlemeleri

Archive for Mayıs 2009



Geçenlerde aklıma geldi bu proje. Getirisi çok fazla olan bir iş..Yatırım maliyetini tabiki de kestiremiyorum ama tahminimce aylık 20bin TL gözden (min. ) çıkarmanız lazım. 

Malumunuzdur özel üniversitelerde öğrencilerin sosyo – ekonomik durumları, Türkiye standartlarının çok ama çok üstünde. Altlarında son model lüks araçların olduğunu ve üniversitelerin garajlarında Mercedes – Porsche- BMW- Audi – Lamborgini gibi lüks araçların bulunduğunu biliyoruz. Bilmeyenler varsa bilsinler..

Bu araçların yıkanması bence değil onlar için prestij meselesi. En yakındaki benzin istasyonlarında araçlarını iç – dış yıkama yaptırıyorlar.

İşte size önerim;

  1. Sexy 3-5 kızı yanınıza (işe alıp) almanız,
  2. Özel üniversite yönetimleriyle konuşup araba yıkama için yer almaları
  3. Ve işe başlamalı

İç – dış yıkama 25 TL yaptığınızda günde minumum 100 araba yıkayacağınızı bahse bile girebilirim.  Aylık ortalama 75 bin TL de iyi bir getiri gibi görünüyor. Aklı olan bu işe girer..

Üniversite önerim; Koç Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi

Reklamlar


Son zamanlarda TV’lerde sıkça gördüğümüz Profilo reklamlarını ilk izlediğimde wuuw demiştim. Çünkü daha önce (yanlış bilmiyorsam eğer ) herhangi bir dayanıklı tüketim eşyaları satan herhangi bir marka böyle bir uygulama yapmamıştı ya da birilerinin haberi olmamıştı; tıpkı benim gibi…

Profilo’ları denemesi bedava.. Evet, bedava, hem de 1 ay!!!

Reklam çok güzel. Verilmek istenen mesaj zannımca bu makine zaten kendi parasını amorti ediyor…

Fakat sorunlar şurada mı başlıyor ne? 4 kişilik bir ailenin ortalama su tüketimi 70 – 80 TL civarında değişmektedir. Tabi ki su kullanım alışkanlıklarında abartı bir durum yoksa. Neye göre 30 TL tasarruf vaad ediyorlar bunu hiç anlamış değilim ki herhangi bir altyazı falan da geçmiyor bunu açıklayan…

Bence reklamın en komik yanı, elde yıkamaya oranla elektrik faturalarımızda tasarruf vaad etmesi : ) Büyüklerim elde çamaşır yıkarken herhangi bir yerlerine elektrik fişi taktıklarını hiç görmedim ki : )

Şakayı bir yana koyarsak, elde yıkamayla – makine yıkama arasında bağıntının köprüsü nasıl elektrik tasarrufu olabilir ki?

Bu yüzden reklam ajansını ve markanın konumlandırmasını beğenmedim.


14 Mayıs günü Santralistanbul’da gerçekleşen Depeche Mode konserinden umarım herkesin haberi vardır. Hoş olmaması neredeyse imkansız. Çünkü her yerde ama her yerde Depeche Mode geliyor gibilerinden afişler var…

Purple Concerts’ ın çok güzel iş çıkardığı şüphesiz tabiki de ama gerilla marketingi kim yürütüyor orasını çok merak ediyorum. Bilboardlara , tvlere, radyolara reklam vermekte bir sorun yok ama bu hafta üniversiteye gittiğimde her yer Binboamania Depeche Mode konser afişi kaynıyordu. Ayakta alkışladım, güzel bir iş çıkarılmıştı; her ne kadar her yer çöplüğe dönsede!

Aşağıdaki afiş benim en beğendiğim afiş oldu. Takvim şeklinde 14 MAyıs kısmına Depeche Mode geliyor… O güne başka bir iş koymayın ! Tasarımcısına da yaratıcısının da ellerine sağlık…

Ben uyuyan devi uyandırmak diye hakikaten buna derim. Yaşımın çok geçkin olmamasına rağmen, PTT’ye dair hatırladığım tek şey telgraf göndermekti. İlk okul gezisinde hocalarımız PTT’ ye götürmüş, deli gibi heyecanlanmıştık. Garipti.. Aradan yıllar geçti hafızamda bugüne kadar hep aynı sahne vardı: eski gişeler ve de telgraf…

Bugün İngiltere’de bulunan University of Kent ve The University of Nottingham’ a yüksek lisansımı orada yapmak istediğime dair bir başvuru mektubu gönderdim. Kendilerinden başvuru formlarını en kısa zamanda geri göndermeleri notuyla tabiki de…

PTT’ye gittiğimde çok şüpheliydim. Dünya’nın şu meşhur kargo firmalarıyla mı göndermeliydim acaba? Ama maliyetin yüksek olma ihtimali beni korkuttuğu için PTT şubesine gittim. Herşeyden önce mükemmel iç açıcı tasarımlı ve ferah bir şube beni bekliyordu. Birçok kargo firmasının şubesinden kat kat daha iyi durumdaydı.

Ben her ne kadar işi bilmediğimden oyalansam da, yaklaşık 15dk gibi bir zaman dilimi içerisinde bütün işlerimi hallettim. Ve de en önemlisi, 2 adet mektup için ( İngiltere’ye taahhütlü ) 6.4 TL ödedim. Yani mektup başına 3.2 TL!!!

Birçok kargo firmasının İstanbul’da şehir içinde bile (mesela Üsküdar’dan Beşiktaş’a ) kargo parası için 3.75 TL ödediğimi düşündüğümde, devlete – PTT yetkililerine binbir teşekkürlerimi iletmeyi borç bilirim.

Kaliteli – ucuz – temiz hizmetiniz için.

Uyuyan dev uyandı, faydalanın…

koctas-logo

Evimi çok seviyorum, bir de yakın olduğu için Koçtaş’a gidiyorum… Odamı yenileme vaktim gelmişti. Cevahir Koçtaş mağazasına gittim. Sevgi – kelebenk – pıtırcık şeklinde ordan oraya zıplarken odama “kırmızı” bir obje arıyordum. Çok tatlı ve şirin olduğuna inandığım kırmızı – gri bir masa saati aldım. Orada açıkta birkaç tane olmasına rağmen, onların defolu olduğunu görünce kapalı kutu içinde alıp, kredi kartı ile ödememi yaptım.

Bu arada Koçtaş’ ta taşıma kutularını ararken bir mağaza yetkilisine sordum;

” Pardon, bu taşıma kutuları nerede acaba?”

” Ben, ilgilenmiyorum onlarla ama isterseniz sizlere PARO kart – Koçtaş Kart verebilirim…” ( Görevli Bayan )

———————–

Eve geldiğimde kapalı kutudaki saatimi heyecanla açtım… Tabi ki de durum tam bir hayal kırıklığı idi.  Aldığım saatin pil kapağı yoktu. Alarm tuşu kırıktı. İşin daha da saçma boyutu saat çalışmıyordu.

———————–

Cevahir Mağazasına ürüne geri götürdüğümde, bir mağaza yetkilisinin yardımcı olması için yarım saat kadar yalvarmak durumunda kaldım. Sonra bir yetkili gelip, yardım etme lütfunda bulundular. Saati aldığım reyona gittiğimizde bütün ürünlerin bozuk olduğunu gördük ( Mağaza görevlisi ile ). Çünkü mağaza görevlisinin de verdiği tepki ” Aaaa, bunların hepsi bozuk ( Yüzünde pis bir sırıtma ) .”

Bu ürünü başka bir ürünle değiştirebileceğimi söylediler.. Tabi ki o bütün saçmalıkların içerisinde Koçtaş’a bir daha uğramamak üzere terk ettim… Bir daha görüşmemek dileğiyle.

Koçtaş yetkililerine güzel bir mail atmayı düşünsem de, sikayetvar.com adresine girince benden daha büyük derdi (Koçtaş’la ilgili ) olanlardan sonra vazgeçtim.

halkbank_logo-489x103


Bundan tam bir hafta önceydi. KPSS ücretini yatırmam için en gereklisinden yetkili bir banka lazımdı. Her ne kadar istemeye istemeye gitsem de Beşiktaş Halkbank Şubesi’ne gittim. Yıllardır aklımda hep aynı sahne vardı. Uzun kuyruklarda bekleyen yaşlı insanlar, bunaltıcı bir hava, bıyıklı – orta yaşın üzerinde gişe memurları, dedem yaşında güvenlik görevlisi, memur kafasıyla işlerin yürüdüğü gişe sistemi…

Fakat adımımı attığım andan itibaren öyle olmadığını fark ettim. Tamamen yenilenmiş yeni iç dekorasyonu ile mükemmel bir şubeydi. Gişe işlemlerim için numaratörden sıra numaramı alıp beklemeye başladım. 243 numaralı fişin sahibiydim. Önümde 7 kişi vardı. Dah önce diğer bankalarda ( ya da kendi çalıştığım bankalarda ) görmediğim bir sistem vardı. Size kaç kişi kaldığını 7 – 6 – 5 – 4 diye tabelalar gösteriyordu.

Zaman tuttum ve yaklaşık 8 dk sonra sıra bana geldi. Ben müşterisi olduğum ( Hani kartınızla sıra numarası aldığınız bankalardan biri ) bankada bile minumum 15 dk. bekliyorum. Çok şaşırmıştım. Gişeye doğru yaklaştığımda 20li yaşlarda güler yüzlü insanlarla işlemlerimi tamamladım.

Gördüğüm ve yaşadığım kadarıyla Halkbank’ta mükemmel bir değişim olmuş. Bu değişimi gişe yetkilisine de memnuniyetle ilettim. Kendisinin de cevabı ” Maalesef sizin gibi kimse farkında değil.” oldu. Halkbankası’nı pazartesi günü saat 14.00 civarında bile verdiği bu mükemmel hizmetten dolayı alkışlıyorum.

Buradaki değişimi büyük bir PR çalışmasıyla duyurmalarına gerektiğine inanıyorum.


Sayfalar

En Fazla Tıklananlar

  • Hiçbiri

Son Yorumlar

Alpella Ole, hakkını verm… hakkında avni karaman
Bronx Pi Sahne hakkında Tuğçe
Canon See Him / Me ? hakkında Furkan